Son

Tıkanmış ve ruhunu yitirmiş hayatların tam ortasında buldum kendimi. Çözemediğim binlerce manzara, soramadığım tonlarca soru kafamdaydı. Yolumu sorgularken ve ruhumu dinlerken buldum sabaha karşı aklımı. Aradığım huzuru hiç bir insanda ve hiç bir kitapta bulamadığımda. Seçilmiş değil, zorunda olduğum bir yaşam sunulmuştu gözlerimi ilk açtığımda. Herkes gibi gerçekleri kabullenmem gerekirdi belki ama ben doğru bildiğim hiç bir şeyi savunamadığımda farkına vardım, yaşam denilen şeyin ne kadar anlamsız olduğunu. Yaptığım her yanlış dimdik ayakta durmamı sağlayan ağaçlar olduğunda. Kurduğum her hayalde kendimi boğduğumda. vazgeçmekten, düşünmekten sorgulamaktan, hissetmekten ve sona gelmekten asla vazgeçmediğimde. sınırlarımı keşfedip kendimi zorlayabildiğim kadar zorladığımda bile ılık bir bakışın tam tepemde olduğunu hissettim. Penceremden içeri süzülen güneş hep vazgeçmemem gerektiğini fısıldardı. Yalnızlığım, yaşadığım tüm acıların uyuşturucusu oldu. Bir şansım daha olsa söylemek istediğim çok şey olurdu ama ben yine susmayı tercih ederdim. Herhangi bir beklentim olmamıştı hiç bu dünyadan. Ona verebildiğim en az hasarı verip, en büyüleyici kokuların üstüme sinmesini sağlayıp, görebileceğim en sıcak gözlere içtenlikle bakıp, sessizce gitmek isterdim yaşamlarından. Bir kaç yorgun yüreği arkamda bırakıp, söylemeye cesaret edemediğim bir kaç sözü gözlerinize emanet edip sonsuz olmak isterdim en çokta.

Vazgeçme!

Bilmez miydin hiç güzelliğinin ruhunda olduğunu. Peki ya gerçeklere tatlı tatlı gülümseyerek bunu kabul ettiğini. Hayır bu sefer savaşmayı değil de gülmeyi seçiyorum. Bu sefer yağmuru değil de güneşi. Evet ben artık büyük bir değişiklik istiyorum ama güzel ama çirkin. Artık yaşamaya çalışmayı ve bunu kabul etmeyi seçiyorum. Biraz yürümeyi biraz dinlenmeyi. Yeniden başlamayı, sonra yine pes etmeyi. Pişman olmalı ama bir daha olsa bir daha yapmalı. Artık daha az düşünmek istiyorum ve daha az uyumak. Her anımın varlığına odaklanmak. Az konuşmak daha çok duymak. Birini seçerken birinden vazgeçmemek. Yaşamın, yanlışlarımızdan ibaret olduğunu farkettim ve çokca sevgiden. Kabul etmekten. kendini her koşulda affetmekten. Kendine her yanlışında sarılmaktan ve her kabusunda uyandırmaktan. İnsanız işte ne yapalım. Uyanalım. Başını okşayalım bir köpeğin. Bir mezarın dibine çökelim ve ona yalnız olmadığını hissettirelim. Yeni insanlar tanıyalım ama o kadar çok tanıyalım ki, hatta şuan da yaşamıyor olanları bile tanıyalım. Okuyalım. dinleyelim herkesin ne demek istediğine odaklanalım. Yargılamayalım. Bize ne anlatmak bizimle ne paylaşmak istiyorlar, özgürlük onlar için ne demek öğrenelim. Bugün neyse peki ya yarın? kesin ben varım diyebilir misin? Hayır belki de ben yok olacağım. O yüzden dinle anlatayım. Gelmeden sonum, henüz bitmemişken hikayem beni biraz dinlemeni isterim. Anlatıcağım çok şey var. Turunculu, yağmurlu, kasırgalı kırgınlıklarım var. Başını kaldırma ki anlatayım. Bir solukta bir ömrü nasıl harcadığımı anlatayım.

Sessiz.

Kaşımın üstünde bulutlar var. Oldukça koyu renkteler. Kafamın içinde ise bir fırtına. Dağıtmış düşüncelerimi. Sessizim, yorgun ve durgun. Orada biraz korkum var kimseye söyleyemediğim. Boğulmaktan korkuyorum. Oldukça koyu yeşiller. Oldukça boğuk. Bakışlarım dalmış karanlığa. Yüreğim telaşlı, nefesim titrek. Yasta olan ruhum. Yaşlı olan olan ise hikayem. Gözlerimi kırpmıyorum. Bana bir şeyler anlatıyorsun, kafamı sallıyorum, dinlemediğimi bildiğin halde kızıyorsun bana. Ben kendimi bile dinlemez haldeyim. Doluyum bir hayli kalmadı yerim nefeslenecek. Yaslamak istiyorum başımı yüreğine, usulca akan yağmur damlalarını seyretmek istiyorum, öyle bomboş. Bulutlarım neredeler? Beni yalnız bırakıp gittiler mi? Hayır, bu yanlış. Anladım. Beni bana bıraktılar. Ben de kendimi geceye bırakıyorum. Derin ve yoğun geceye. Anlamsız ve ruhsuz. Farklı değilim, kırıldım. Ruhuma batan kırıklar, uykumu bölen çığlıklar var. Her hücrem suskun. Can sıkıcı olmaya başladı artık doğrular. Göz alıcı beyaz karanlığımı kirletti bakışlarım. Arada bir anlamsız gülümsüyorum içimde ki minik çocuğa. Anlamasın istiyorum var olmanın acısını. Biraz da büyüsün istiyorum artık. ona tatlı bir gülümseme gönderiyorum yine. Bir avuçta umut. Acımasız bir yerdeyim. Ne ona acırlar ne masumiyetine. Büyüsün artık. Bulutlara rica ettim gidecekler yanına. Yarına yeni bir hikaye başlayacak. Bu hikayenin güzel bir yerinde büyüteceğim onu çünkü sonu beklenmedik olsun istiyorum. Sonumuz gürültülü bir kalabalık olsun istiyorum. Birer damla sırayla süzülsün istiyorum elmacıklarından. Kurusunlar yalnız ve renksiz. Bitsin artık hikaye gevşemiş ruhunda. Büyüsün artık gökkuşağının narin ucunda.

Ben miyim?

Yağmurların yağdığı bir gece, şimşeklerin ise çaktığı. Sakin sokağın, yükselen çığlıkları. Rüyaların ızdırabı. Düşünüyorum yine. Penceremden içeri süzülen serin rüzgar. Bir çok şey hissediyorum ama bunların içinde üşümek yok. Eskiyi hatırlıyorum, çok eskiyi. O zamanlar ben, hissetmediğimi sanardım, düşünmediğimi sanardım. Sonra büyüdüm ve kaçamazsın dedim. İnsan kendinden ne kadar kaçabilir ki. Şu an sadece ben varım. Beni anlayan bir tek ben varım. Nefes aldıkça varlığımı sürdüreceğim. Nedenini de öğrendim artık. Dünü düşünürken yarını umursamıyorum. Aslında ben biraz da umuduyla yaşayan ama tükenmek üzere olan biriyim. Kendi kendini ağlatan, güldüren, yaşatan ve kendi kendine dost olmuş biriyim. Yavaş yavaş vazgeçtiğimi hissediyorum fakat biliyorum ki dostumdan kaçamam ve ben aynı anda sırtımdan bıçaklayan hain düşmanım. Ben güzel bir ruh, ben kabuslarımın başrolüyüm. Belki de ben bugünü yaşamaya çalışan ama geçmişine takılıp, özlem duyan bir zavallıyım. Ben hayallerimin peşinde koşan o kıvırcık saçlı masum çocuğum. Belki de ben vazgeçmek üzere olan bir insanım. Ben neyim bilmiyorum ama telaşımın farkındayım. Karmakarışıklığımın ve umudumun da. Ben kendi yağmurunu kendi yağdıran ve tek başına ıslanıp, eğlenen bir kızım. Yardımlarım, yokluğum, belki de son nefesim. Tümüyle varım. Veda etmem gerektiğini hissedene kadar varım işte… Peki, Neden boğuluyorum bu derinlikte? Yardım beklememeyi öğrendim. insanın yardımı sessizliğinde gizleniyor, diğer yarım ise yine benim. Özgürlüğü mahzeninde hisseden yorgun, telaşlı küçük kızım..

Vaktim var.

Hiç beklenmedik bir an aniden yükselen dalgalar, ordan oraya savrulmalar. Hiç beklenmedik anda oluşan kırgınlıklar. Seni kavuran özlem. Görmek, bakmak, anlamak ve bu üçünün değerini anlayamamak. Korkmak, kaçmak, varmak. Kendini bilmediğin bir sokakta bulmak. O sokakta kaybolmak. Düşüncelerimin bu kadar yorması dalgalarımdan mı? Ne düşünüyorsun diye sorma. Anlayamazlar anlatamıyorum zaten. Ne hissettiğimi, nasıl baktığımı anlayamazlar derinliğimi hissedemezler. Ordan oraya savruluyorum. Ordan oraya kavruluyorum. Telaşımın tam içindeyim. Hayallerimin ise dışında. Zorluyorum ama olmuyor. Kolay değil farkındayım. Senin içinde, onun içinde zor. Sadece yapmamız gerekiyor işte, kalkmamız gerekiyor. Görmemiz, duymamız hissetmemiz gerekiyor. En önemlisi senin için hangisi bilmiyorum ama benim düşünmem gerekiyor..

📖

Bekliyorum, bir çocuğun masumluğunda, bir annenin şefkatinde, bir babanın sevgisinde bekliyorum. Bir kitabın en mutlu bölümüne yakın bir kaç yapraktayım şimdi. Güneşi arkama almış dimdik duruyorum, kainatın bütün mucizelerini hayal ediyorum. Benden binlerce kilometre uzakta, farklı renkte, farklı ırkta, milyonlarca çocuğun kalbinde bekliyorum. Yarının umudunda geleceğimin pişmanlığında bekliyorum. Bir bakıyorum bir kartalın pençesinde, bir bakıyorum bir martının kanat çırpışındayım. Denizin tuzlu soğuğu dudaklarımı uyuşturuyor, konuşmadan bekliyorum, ama çok şey anlatıyorum. Ne ile karşılacağımı bilmiyorum. Bir ihtiyarın geçmişini hatırlayıp titrek bir gülümsemeyle gözünden düşen yaştayım. Güzel ve güçlü hayatımı yaşayıp tüm zorluklara gülümsemek istiyorum ben de. Çok fazla bekleyeceğimi sanmıyorum zaten, zaman benden yana gibi duruyor. O kadar hızlı geçiyor ki, telaşımın ne için olduğunu unutup durgunlaşıyorum. Zamanı durduramıyorum belki ama yazarak yavaşlatıyorum..

📆

Hissetmiyorum artık diyorlar. Gülüyorum.. Ben bu kadar derinden hissederken haksızlık gibi geliyor. Her şeyi bu denli yoğun yaşarken yoruluyorum. Diğerleri yüzerken ben boğuluyorum. Var olan bütün renklerin tadını çıkaranları görüyorum halbuki ben her rengin turuncu tonunu yakalıyorum. Umudun tonu. Umutların tükendiği gün batımının rengi ve eğer acıyı hissediyorsan yaşıyorsundur. Ben acıyı iliklerime kadar hissediyorum. Umudumun kalmadığı o anlar da bile ben iliklerime kadar yaşıyorum. Sizin hissizliğinize inat ben her nefesimin hakkını veriyorum.. İşte ben yanarken bile üşüyorum.

Ben de bilmiyorum.

Bir bilinmezliğin içinde savruluyorum. Sorsan ben de bilmiyorum neden böyleyim. Bana ne oldu böyle? yada dur size ne oldu böyle? Karma karışık hayatlar, gök gürültüsüyle çevrili korkular. Önce ışık patlıyor sonra ses. Kriz geçiriyor yine gök. Görevi bu ama kim bilir hangi bilinmezlikten ışıldadı sesiyle. Bazen diyorum her yağmur tanesi teker teker düşse gönlüme. Yaşamış ve göç etmiş insanları düşünüyorum sonra, ne çok yaşamışlar ama.. Peki o krizler, hepsinin altında yatan karanlık kuyular var. Karanlık ve rutubet kokan. Kararmış hayatlarımız hep. Önce ışık patlamış sonra boşluktayız. Neden böyleyiz bilmem ama kıymetini bilmiyoruz karanlığımızın. Sabahın varlığını unutuyoruz ve hapsediyoruz ruhumuzu bilinmezliğe. Kabul etsek gök gürültüsünü. Sabah karşılasa bizi kuş sesleriyle. Düşünsene yeniden başlangıcın hülyalı şiiri gibi cıvıldıyorlar etrafında. Yaz yağmurundan sonra gelen renk cümbüşüyüz yine..

📆

Tükenirken uğrarım buraya. Ne zaman az kalsam, içimden dökerim yüklerimi. Yeniden başlarım yarına, sanki seçim yapabiliyormuşum gibi. Biraz boşveririm, biraz unuturum ama tamamen asla. tekrar hatırlamak acı verir. Unutmam ki yeniden hatırlamıyım. Bir bakıma, bakımdayım. Güzelleşiyorum. Ruhumun en cereyan eden rüzgarlarını döndürüyorum merhametle güzelliğimde. kırmadan dökmeden. Kırılanları dökülenleri gömüyorum derinliklerime ve ordan küçük bir ağaç filizleniyor. Benimle büyüyen, dallarında ki turuncu sonbahar yaprakları sararıyor kışı karşılamak için. Kış deyince seviniyorum birden. Üşüdükçe pencerelerimi kapatıyorum. Aklımdakileri, ardımda bırakıyorum derken, kış da bitiyor. Şu an ne yapıyorum bilmem. baharı bekliyorumdur heralde. Büyük bir merak içerisinde. diyorum ki kendime hemen. güzelleştir ruhunu çünkü beklediğin bahar çok yakın.

🎀

Gitmek özgürlükmüdür, yoksa içinde ki özlemi harlamak mıdır. Bir yerden bir yere gitmek bile yeni bir başlangıcken gitmek kötü gelmiyor kulağıma. Sanki gözlerimi kapatsam gidicekmişim gibi. Uzun ve sessiz bir yolculuğun ardından insan en çok ne hisseder? Gittiği için heyecan mı? arkada bıraktıkları için kendine mi öfkelidir yoksa. Gitmek tam olarak nasıl bir duygu? Zamana göre değişen ve yaşadıklarımıza göre şekillenen soyutluk mu? Hissettiğin ama olmayan. Göğsünde ki hafif korkumu. Gitmek yarınlar için endişemidir diye düşünürken farkettim ki benim için gitmek hiç bir duygu barındırmayan özgürlüktü. Ama ben özgürlüğe bu kadar aşıkken kalmak için hiç bir sebebim yoktu. Gitmek için de yoktu ama umut ettim. Gidince güzel olucak dedim. Gidince nefes alıcaksın ve eğer gidersen yeni bir hayat yaşıyacaksın. ölene kadar sayısız hayat yaşamak, benim için özgür olmaktı. Uçmak değil de, yürümek. Uçsuz bucaksız gökyüzü değil de, Yalnız kaldığım bir mahzen idi. Mevsimlerin sürekliği değişip harika anlar vaad etmesi değil de, sadece kışı yaşamaktı benim için. Hani çok üşüdükten sonra bir an da ısınıp parmak uçların da ki karıncalanma vardır ya. Oydu istediğim özgürlük. Tam bu saatler de 04:47 sularında kendimi dinlemek en büyük özgürlüğümdü. Bir şeyi yapmak istediğimde önümde engel olmamasıydı. Karşıdan karşıya geçerken, arabaların verdiği yolu kullanmayıp arkalarından dolanmaktı. Ya da bilmiyorum özgürlük belki de iyi hissettiren güzel kokuydu. Gitmek nasıl özgürlükse. İstediğim yerde kalmakta özgürlüktü. Tıpkı kendime söz vermeyi bıraktığım andan beri özgür olduğum gibi.